Kendime Yolculuk Nedir?

Hayatımda her şey yolundaydı…

ama içimde bir ses “bu değil” diyordu.

Çoğu insan hayatının bir döneminde şu soruyla karşılaşır:

“Her şey yolunda görünüyor ama ben neden mutlu değilim?”

Toplumun başarı olarak tanımladığı birçok şeyi elde etmiş olabilirsiniz. Bir aile kurmuş, bir kariyer inşa etmiş, sorumluluklarınızı yerine getirmiş olabilirsiniz. Fakat bazen bütün bu “doğru” adımların ortasında insanın içinde sessiz bir huzursuzluk doğar.

Bu huzursuzluk çoğu zaman bastırılır. Çünkü dışarıdan bakıldığında hayatınızda hiçbir sorun yoktur.

Ama bazı insanlar o sesi duymazdan gelemez.

Benim kendime yolculuğum da tam olarak böyle başladı.

Kendime doğru bir yolculuğa çıkmam gerektiğini fark ettiğimde otuzlu yaşlarımın başındaydım. Dışarıdan bakıldığında hayatım oldukça düzenli görünüyordu.

Evlenmiş, çocuk sahibi olmuş ve bir kariyer sahibi olmuştum.

Her şey “olması gerektiği” gibiydi.

Ama içimde çok derinlerden gelen zayıf bir ses vardı.

Sürekli aynı şeyi söylüyordu:

“Bu değil.”

Tam olarak neyin eksik olduğunu anlayamıyordum. Ama içimde bir şeylerin yerli yerinde olmadığını hissediyordum. Oysa bana öğretilen tüm rolleri yerine getiriyordum: iyi bir evlat, iyi bir eş, iyi bir anne, iyi bir arkadaş…

Hepsi vardı.


Ama ben yoktum.

Hayatımda kendimin olmadığını fark etmem yaklaşık beş yılımı aldı.

Bu farkındalık geldiğinde sanki sudan çıkmış bir balığa dönmüştüm. Daha önce doğru sandığım pek çok şey anlamını yitirmişti. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt etmekte zorlandığım bir dönem başladı.

38 yaşındaydım ve bütün değer yargılarımın çözülmeye başladığını hissediyordum.

Ortada büyük bir boşluk vardı.

İşte o dönemde kendime verdiğim ilk söz şuydu:

“Bana iyi gelmeyen, beni mutlu etmeyen hiçbir şeyin içinde olmayacağım.”

Elbette hayat bana bunun düşündüğüm kadar geçerli bir karar olmadığını defalarca gösterdi. Hayatın siyah ve beyazdan ibaret olmadığını, çoğu zaman gri alanlarda yaşandığını öğrendim.

Ve belki de o yolculukta öğrendiğim ilk gerçek şuydu:

Hayatın içinde var olmanın anahtarı katılık değil, esneklikti.

Bir ağaç dalını düşünün.
Canlı bir dal rüzgârda esner. Bu yüzden kırılmaz.
Ama kurumuş bir dal en küçük rüzgârda kırılır.

Esnemek zayıflık değildir.

Esnemek canlılıktır.

Kendimle tanışmam işte böyle başladı.
Biraz can yakıcı, biraz şaşırtıcı ama aynı zamanda büyük bir merakla.

Zamanla şunu fark etmeye başladım:
Dünya sandığımız kadar kesin ve sabit değil.

Algılarımız genişledikçe yeni olasılıklar ortaya çıkıyor.
Bakış açımız değiştikçe hayatın bambaşka yüzleri görünür hale geliyor.

Bugün düşündüğüm ve hayal ettiğimden oldukça farklı bir hayat yaşıyorum.

Bu sorunsuz bir hayat değil.

Ama tatmin dolu bir hayat.

Kendine yolculuk çoğu zaman büyük bir kararla başlamaz.

Bazen sadece küçük bir farkındalıkla başlar.
İçinizde duyduğunuz o küçük sesle.

Belki de şu soruyla:

“Gerçekten istediğim hayat bu mu?”

Bu yolculuk kolay değildir.
Ama bir kez başladığınızda şunu fark edersiniz:

Önemli olan varılacak yer değildir.

Önemli olan yolda dönüşen kişidir.

Çünkü aynı yolda bir daha asla aynı insan olarak yürümeyeceksiniz.

Ve belki de hayatın en güzel yanı budur.

Sizce, insan gerçekten kendini seçmeden mutlu olabilir mi?

Sevgiler…

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir