Kalabalıklar İçinde Yalnızlık

Sunrise in Bruny Island /Tasmania, April 2019
Sunrise in Bruny Island /Tasmania, April 2019

“Merhaba, ben Taha, arkadaş olalım mı? “ diyebilmek kadar kolaydı yalnızlığını yenmek küçükken. Sonradan zorlaştı. “Neden?” diye sordum kendime bugün. 

Neden herkes kafasının uyuşacağı bir insan arayışında sürekli? Neden bu kadar çok insan ayni arayışta iken kimse bulamıyor kafasının çok uyuşacağı insanları?

Yine bize öğretilenlerden ve aldığımız yaralardan ötürü bence. Toplumda var olmanın kuralı güçlü olmak diye öğretildi bize. Çok para kazanıp güçlü oldu bazılarımız; kimisi çok kültürlü olup, kimisi çok beğenilen olup, kimisi de çok gezip güçlü olmayı seçti. Belki de seçmedi elinde o vardı ve ona tutunup ilerledi, onunla kabul gördü. Daha az para kazanana hava atıp, onu hor görürken daha çok para kazananla takılınca mutlu olduk. Daha güzel olan arkadaşla dışarı çıkmak isterken daha çirkin veya daha az havalı olanı ekmenin yollarını aradık. Güçlüler kulübüne girmeye çabaladık, daha az güçlüleri aramıza almazken. Kendimizden zayıfları ezerken çok da derin düşünüp kendimizi yargılamadık ama bizden güçlülerin bizi ezmesine pek katlanamadık. Güçlü olanlar bizi aşağılayınca dağıldık, ağladık; yeminler ettik daha güçlü olmaya. Daha da derinden kaptırdık kendimizi yenileceğimiz aşikâr olan bu oyuna, yarışa. Herkesin bildiği gibi dostlar; ne kadar güçlü olursan ol, hep daha güçlü olanlar olacak. 

Sonradan sonraya yeni biri ile tanışınca sorduğumuz ilk soru, ‘bu arkadaş beni daha güçlü yapar mı?’ oldu içten içe. Bebekken iyi vakit geçirmekten fazlası değildi oyun arkadaşımızdan beklentimiz. Çocukken biraz değiştik, daha havali olan arkadaşlarla oynamak istedi canımız. Ergen iken grubun dominant karakterine yakın olmak için çabaladık, çoğu kez onu taklit ettik. Büyüdük, bu üstü kapalı arzular iyiden iyiye ele geçirdi beyinlerimizi. Birine yakınlaşırken kafamızda gücümüze güç katacak mi diye bakar olduk ilk. 

Vakit geçirmekten hoşlanmadığımız insanlarla yemekler yedik, saçma sapan insanların saçma sapan muhabbetlerine saçma sapan diyemedik. İnsanlar da bize demedi doğal olarak saçma sapan konuştuğumuzda. Güçlüler kulübüne gireceğiz diye, içimizden geldiği gibi değil güçlüler kulübüne girmenin ve orada kalmanın gerektirdiği gibi yasamaya başladık. İçimizden gelenler de gelmeye devam etti öte yandan. Sonuçta içini sokup atamıyor insan. Bu içinden gelenleri anlatacağımız insanları da hayatımızda tutup tamamen kaybolmaktan kaçmaya çabaladık. Inseption filmindeki gibi bize gerçeklikte tutacak referans noktaları misali. Samimiyetsiz ilişkilerimizle dolu güçlü kalabalığımızın içinde yapmaktan gerçekten de zevk almadığımız aktiviteler yapıp, konuşmaktan gerçekten de keyif almadığımız konular üzerine muhabbetler ettik. 

Bu samimiyetsizlikle yıllarca yaşadıkça da artık bu samimiyetsizlik biz olduk. Güçlüler kulübüne bunu yapmadan bizi almayacakları hep aşikârdı halbuki. Ama olsun, tebrikler; güçlüler kulübünde yerimizi sağlama aldık artık. İçimizden gelen sesi iyice duymazdan gelip, çok da haz etmeden güçlü güçlü yaşar olduk. Arada kulak verince o sese, iyi vakit geçirdik yine. Böyle zamanlarda hatırladık içinden geldiği gibi yaşamanın önemini. İçinden geçenleri söyleyebilmenin değerini. Hemen aradık içimizden geçenleri anlatabilecek birilerini. O eskiden içimizden geçenleri anlattığımız eski arkadaşları oynadığımız güç oyunu ile çoktan kaybettiğimizi görünce kulüpten arkadaşlara anlatmayı denedik. Çok sürmeden hatırladık tabi kulüpten arkadaşlara içimizden geçenleri anlatamayacağımızı. Mecbur gittik yeni insanlara ve dedik ki “Merhaba, ben Taha, arkadaş olalım mı?”. Tabi dedi bu yeni insanlar ama bir gün içimizdeki sesle konuşurken, diğer gün kulüp diliyle konuştuk bu yeni arkadaşlarımıza ve kafalarını karıştırdık. Belki onlar onlar da bizim kafamızı karıştırdı benzer zamanlarda. Bu arkadaşlıklar çoğunlukla olmadı ama. Samimiyetsizlikle samimi olma o kadar iç içe geçmişti ki bünyemizde biz bile kendimizi tanıyamaz olmuştuk. Kafamız allak bullak; ben kimim, neredeyim, kim bu hayatımdaki insanlar diye düşünürken geldi aklımıza; acaba bu mu o yıllardır dedikleri “kalabalıklar içinde yalnızlık” diye. 

Hepimizin egoları var. Hepimiz güçlü olmak, toplumdan kabul görmek istiyoruz. Egoların bizi yönetmesine, ele geçirmesine izin verirsek hikayelerimizin çok iyi yerlere gitmeyeceğini görmek için dahi olmaya gerek yok sanırım. Egolarımızı kontrol altında tutup, toplumda kendimize yer edinmeye çalışmamız gerekiyor bence. Bunu yaparken kendimize karşı dürüst olup, içimizden gelen sesi dinlemekten asla vazgeçmememiz lazım. Biz içimizden geldiği gibi yaşayıp, kendi yolumuza gitmeliyiz. Kendi yolumuza gidip özgün olmak bizi diğer grup üyelerinden farklı kılıp yalnız kılacak diye korkuyoruz, korkuyorsunuz; biliyorum. Belki kendimiz gibi olunca çok insandan farklı olacağız, doğrudur. Peki kendin olmayı bırakıp, samimiyetsiz bir hayat yaşayıp, taktığın maske sayesinden etrafında içinden geçenleri paylaşamadığın onlarca insan tutmak mı daha az yalnızlık? Hayatta hepimiz mutlu olmak istiyoruz ve mutluluk iyi geçen anlarımızın toplamından fazlası değil. Bir tek ben miyim, sadece içimden geçenleri söyleyince, içimden geldiği gibi davranınca kendini iyi hisseden? Bence değilim. Bence değilim, çünkü; sizler de yargılanmadıkça, karşınızdaki de size samimi olunca çıkarıyorsunuz gerçek kendinizi ortaya ve çok hoşunuza gidiyor bu, iyi hissediyorsunuz. Yani dostlar, kendin olmadan, samimi yaşamadan iyi hissedebilmek, yalnızlığı yenebilmek zor. 

“Olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” arkadaş; benim için değil, kendin için. Ve ne olur dur ve düşün bugün, bu tek cümlenin içerdiği derin anlam üzerine. 

Taha , Marrickville ,26/11/2019

Facebook sayfam;

https://www.facebook.com/kendimeyolculukhikayem/

Instagram hesabım;

https://www.instagram.com/kendime.yolculuk/

Daha fazla yazı icin;

http://kendimeyolculuk.net/category/oyku/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir