Duraksamalar

Duraksamalar

Bir sigara içersin, bir kızı öper, bir şarkı dinlersin, derin bir nefes alır, sevdiğin birini ararsın, ağlarsın, uyursun, bazen susarsın, koşarsın, suyun altına dalıp çıkarsın, yamaç paraşütüyle uçarken ovaya bir bakış atarsın, bir şiir yazarsın, bir öykü yazarsın, bir film izler, bir diploma alırsın, bir anı bir fotoğrafa hapsedersin, gülersin, uyanır; güneşin pencereye vuruşunu izlersin, dalarsın, yağmurda ıslanır eve koşsam mı diye düşünür; duraksarsın.  

Duraksadığın an hayatındaki eksikleri doldurursun. Eksikleri doldurmadan daha fazla eksik yaratmak yıpratır seni. Eksiklerin seni yorar her geçen saniye. Duraksamadan yaşanmış bir hayat hiç izlenmemiş bir filme benzer. İlk yönetmen izlemelidir ki filmi kafasındaki sahne mi çekilmiş karşılaştırabilsin. Beşer şaşar derler ya doğrudur, şaşar; öğrenir beşer. Şaşa şaşa neler öğrenir, öğrenmiştir; şaşarsınız. Kafasındaki sahne çekilene kadar denemelidir yönetmen. Yeni sahneye geçmeden önce elindeki sahneyi çekmelidir hakkıyla. Duraksadığı her an çektiği sahneyi izler yönetmen. Hedefi Oscar olmak da olabilir filmin, bir başka insanın kafasında bir ışık yakmak da. Yönetmen mutlu sonlu bir aile filmi de çekmek isteyebilir, bir macera filmi de. Bazıları romantik film çeker, bazıları romantik komedi, bazıları da sadece komedi. Absürt olur bazılarının komedileri, bazılarının filmleri deneysel. Bazı yönetmenler senaryo kullanır filmlerinde, senaryoya kendi yorumu katıp çeker filmi. Bazıları senaryosuz çeker. 

Kendi filmini çekmek için çıkmıştı bu yola. Bir senaryo yoktu kafasında ilk görüntüleri kameraya hapsettiğinde. Mutlu bir aile filmi olmayacağını anlamıştı ama ilk kayıtları aldığında. Oscar almak için çekiyorum da dememişti bu sorumluluğun altında ezilmemek için. Birilerinin kafasında ışık yaksın yeter demişti. Birilerinin kafasında ışık yakacak görüntülere şahitlik eden bir sürü insan olduğunu hep bilirdi ve anlamazdı birilerinin kafasında ışık yakacak filmlerin bu kadar azlığına. Sonradan anladı sadece şahitlik etmekle onu kayıt altına almanın arasındaki farkı. Kayıt altına almaya çalışmak büyük yüktü. Ama değerliydi ona göre. Bu yükün altına girmeyip de bu anlara sadece kendisi için şahitlik edenleri bencil buldu hep bir tık. Onlar yüzündendi piyasanın bu Hollywood filmlerine kalması. O, başladığı filmi tamamlayacaktı.

Sadece bir gün doğacak çocuğu bile izlese ona yeterdi. Epeydir çekiyordu bu filmi ama hala bir senaryo yoktu ortada. Sorsalar, senaryosuz bir filmin çekilme ihtimalini çok düşük görürdü. Ama senaryosuz çekilmiş güzel filmler izlemişti. Çekilirdi o yüzden. Bazen göremediklerine de inanmalı insan. Anlayamadıklarına, “Henüz vakti gelmemiştir.” diyebilmeli. 

Diğer yandan çektiklerini hep izlerdi durup durup. Duraksadığı çok olurdu bu hayatta. Duraksamayınca bir süre, huzursuz hissederdi hatta. Durduğu her an zamanda bir kontrol noktası olur ona. Son duraksadığından bu yana neler olmuş görmesini sağlar.

Bu kontrol noktalarını küçükken yaptığı boyama kitaplarındaki noktaları birleştirilip çizilen resimlere benzetir. Birden bilmem kaça bu noktaları sırayla birleştirince ortaya anlamlı bir resim çıkardı bu bulmacada. Noktalar arasındaki çizgiler çizilmeden ne sekil çıkacağı belirsiz olsa da bu çizgiler bir bir çekildikçe o resim ortaya çıkardı. Bazen tavşan bazen de bir köpek suratı çıkardı ortaya. Zamanda bıraktığı bu kontrol noktalarını birleştirince acaba ne çıkacak ortaya, henüz bilmiyordu. İçinden bir his, güzel bir resmi tamamlama yolunda ilerlediğini söylüyordu ama. Her duraksadığında önceki kontrol noktasını bu yeni kontrol noktasına bağlıyordu ama. Epeydir çiziyordu, resim de anlam kazanmaya başlıyordu; her ne kadar ne olduğunu anlamak için erken de olsa. İçindeki dürtü devam et çizmeye, anlam kazanacak diyordu. İçindeki sestendi bu çizmeye devam etme, anlama çabası. 

Hayatta ilerlemek gerektiğine inanırdı gönülden. Atıl kalanın yok olup gideceğini bilirdi. Hep koşa koşa ilerlemeye çalışmıştı çok uzunca süre bu yüzden. Yarış atı gibi. Sonradan anladı; ilerlemenin sürekli koşmaktan farklı olduğunu. Sürekli koşmak yorar insanı. Sürekli koşmak, koşarken nereleri geçtiğini düşünmeye fırsat vermez. O bir insandı, at değil. İnsan düşünerek, anlayarak ilerlemeli ki boşa koşmuş olmasın. İnsan hep koşarsa, sadece yorulur, ilerleyemez. İnsan koşmalı ve tabi de duraksamalı, hazmetmeli yer yer. İnsan koşmalı ama başkalarının ona gösterdiği yöne değil, kendi koşmak istediği yöne. İnsan koştuğu yönün neresi olduğunu bilmeli, yer yer durup sormalı “Hala buraya mı koşmak istiyorum?” diye. İnsan varacağı yeri saplantı yapıp değil, o anda koştuğu yola odaklanıp koşmalı. İnsan şuursuzca değil, bunları aklına kazıyıp koşmalı. Elbette insan, koşmalı. Koşmadan ilerleyeceğini düşünenlerdir, en hallerine üzülesi olanlar.  

Islanmıştı yağan yağmurda. Dünya’nın sonu gelmiş gibi evine koşan kalabalığa inat, bir süredir bunlar aklında kaldırımda dikilmesindendi pek tabi. Tamamen ıslanıp yağan yağmuru umursamama noktasına geçtiğinden olsa gerek, çok acele etmeden eve doğru küçük adımlar atmaya başladı. Islanmak, kirlenmek, aç kalmak, beğenilmemek, parasız kalmak değildi korkusu. Tek korkusu çekeceği filmi, çizeceği resmi, anlatacağı hikâyeyi tamamlayamamaktı. Yağan yağmurun altında duraksayıp geçirdiği sürede toparladığı düşünceleri, filmine yeni bir sahne, resmine yeni bir nokta, hikayesine yeni bir bölüm daha kattı. Sırılsıklam bedeniyle pek de uyumlu durmayan yüzündeki gülümsemenin nedeni buydu. 

Sydney- 25.02.2019

Duraksamalar” için 2 yorum

  • 27 Şubat 2019 tarihinde, saat 18:45
    Permalink

    Işık olduğunuza inanabilirsiniz.
    Iyi ki yazdınız uzun zaman olmuştu.

    Yanıtla
    • 1 Mart 2019 tarihinde, saat 13:14
      Permalink

      Tesekkurler Hatice Hocam 🙂

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir