Avustralya’yı Tanıyalım 1 – Keşiften Önce Avustralya

Bu yazı ile yeni bir seri başlatıyorum. Bu aralar Avustralya hakkında bilgi edinmeye çalışıyorum. Bunu yaparken de biraz daha uğraşıp öğrendiklerimi sizlerle de paylaşacağım. Kafamda 3-4 bölüme ayırdım bu seriyi. İlki karşınızda.

Ne kadar süredir Avustralya’da İnsan Yaşıyor?

Avustralya kıtasındaki insan yaşamanın 40 ile 60 bin yıl önce başladığı tahmin ediliyor. Evet, tahmin ediliyor çünkü henüz ne zaman ya da nasıl başladığına dair kesin kanıtlar yok. Aborjinlerin (Avustralya yerli halkı için kullanılan terim) Asya’dan teknelerle bu kıtaya ulaştıkları ve çoğaldıkları sanılsa da hiçbir Asya ırkı ile yakın akrabalıkları bulunmadıkları söyleniyor.

 Uluru’nun Önünde Bir Aborjin

“40 Bin ile 60 Bin Yıl” Uzun Bir Süre Mi?

40 bin ya da 60 bin yıl benim gibi insanlık tarihi hakkında çok derin bilgisi olmayanlar için bir anlam ifade etmeyebilir.  Wikipedia’dan  atamız kabul edilen Homosapiens göçlerine baktığınızda tablo şu şekilde. Homosapiens’in Afrika’da 200 bin yıl önce kalıntıları bulunmuş olmasına rağmen, 75 bin yıl öncesine kadar Afrika dışına dağılmamışlar. 50.000 yıl kadar önce Güney Asya’ya ulaşmışlar ve 46 bin yıl önce Avustralya’ya ulaşmışlar. Diğer yandan, Avrupa’da hakim olan Neandertaller 43 bin yıl önce başlayan Homosapiens göçü ile yok olma sürecine giriyorlar. Amerika kıtasına ise 30 bin yıl kadar önce ulaştıkları tahmin ediliyor. Yani Wikipedia’ya göre atalarımız Homosapiens Avustralya’ya Avrupa’dan da Amerika’dan da daha önce hakim oluyorlar. Bu şekilde bakınca Aborjin’lerin gerçekten çok uzun süredir orada oldukları benim gözümde daha iyi canlanıyor.

Bu Kadar Zor Mu Ne Zaman Göç Ettiklerini Kesin Olarak Bilmek?

Yukarıdaki tarihleri yazarken benim aklımda “bu kadar zor mu ne zaman göç ettiklerini kesin olarak bilmek?” sorusu oluştu. Bunun nedenini araştırdığımda kalıntıların kaç yıllık olduğunu tayin etmede en yaygın kullanılan “Radyokarbon ile tarihleme” yönteminin bu kadar eski kalıntılarda düzgün olarak çalışmadığını öğrendim. O zaman nasıl 200 bin yıl önceki kalıntıların tarihini buluyorlar net olarak anlamadım ama. Bir antropolog bulursam bunları da öğrenip yazıyı güncelleyeceğim. Ya da bilen biri yorum yazarsa süper olur 🙂

Ne Kadar Aborjin Varmış ve Nerede Yaşıyorlarmış?

Beyaz İnsanın Avustralya’ya erişmesinden önce kıtada 315 bin ile 750 bin arası Aborjin’in yaşadığı tahmin ediliyor. Aborjinler burada Buzul Çağı’nı atlatmışlar, o zamanlar sayıları epeyce azalmış. Nüfusları tarih içinde dalgalansa da hiçbir zaman çok artmamış. Bazı kaynaklar 2 milyona kadar arttı diyor bazıları ise tüm tarih boyunca ancak 2 milyon Aborjin yaşadı diyor. Kimse 10 milyonlardan bahsetmiyor ama. Bu nüfusun çoğu  şu anda olduğu gibi Avustralya’nın güney ve doğu kıyılarına dağılmış. Çoğunlukla da şu anki Melbourne civarlarında olan Murray Nehri yakınlarında yaşıyorlarmış. Ama tüm kıtada Aborjinlerin varlığına rastlanıyor. Yani bazıları çölde bazıları deniz kıyısında bazıları ise nehir kıyısında yaşamış.

Nasıl yaşıyorlarmış?

Aborjinlerin çoğunun yerleşik hayatı benimsemediğinden bahsediliyor. Yerleşik olanların çoğunun besin kaynakları ise balıkmış. Neredeyse tüm Aborjinler gezici toplayıcı ya da avcı olarak yaşamış. Nerede, ne zaman, hangi bitkinin, hayvanın yeneceği konusunda uzmanlaşıp hayatlarını bu bilgiler ışığında sürekli hareket ederek yaşamışlar. Avlanma konusunda kendilerince yöntemler geliştirmişler. Woomera adı verilen bir mızrak atma mekanizması en popüler avlanma aracı olmuş. Elbette bumerang da avlanmada kullanılmış. Avlanma için tuzaklar da kurmuşlar, işbirliği de yapmışlar. Erişebildikleri ne varsa avlamışlar, toplamışlar. Tabi beslenme işi o kadar kolay olmuyormuş. Baya baya günün yarısında beslenme için mesai yapıyormuş Aborjinler. Ama öyle rastgele beslenmemişler. Beslenirken gerekli mineralleri almayı ihmal etmemişler. Bünyeleri için oldukça sağlıklı diyetler bulmuşlar. Anakarada Dingo (Avustralya’ya özgü vahşi köpekler) hariç hiçbir hayvan evcilleştirilmemiş. Dingolar ise avlanmada yardımcı olsunlar diye ve soğuk gecelerde ısı kaynağı olsunlar diye küçük bir grup tarafından eğitilmiş.

Aborjin Kültürünün Temelleri Neymiş?

Kendilerine özgü bir kültürleri olmuş bin yıllar içerisinde. Bilgi sözlerle, şarkılarla aktarılmış çoğunlukta. Ölümden sonra yaşama Aborjinler de inanmaktadır. Düşzamanı diye bir kavram kültürlerinde oldukça önemli bir yer tutuyor. Aborjinler düş görmeyi “her şeyin bir anda” olduğu bir zaman diye nitelendiriyorlar. Doğan kişinin geçici olarak düşzamanından çıktığına, ölünce tekrar düşzamanına dönüleceğine inanıyorlar. Düş gördüklerinde, ölmüş yakınları ile iletişim kurabileceklerine inanıyorlar. Dünyanın yaratılışının ise Gökkuşağı Yılanı hikayesi ile açıklıyorlar. Bu hikâyenin Buzul Çağından beri anlatıldığı düşünülüyor. Aborjin sanatında da Gökkuşağı Yılanı’nı sık sık görebilirsiniz.

Gökkuşağı Yılanı Figürü

Ha gayret! Son Birkaç Cümle 🙂 

Mel Gibson’ın yönettiği Kıyamet (Apocalypto) diye bir film var, izlemedinizse mutlaka izleyin. “Amerika’nın keşfi öncesinde kıtadaki yaşam hakkında” diye azıcık spoiler ile açıklayayım. Ben o filmi çok severim. Benzer şekilde, Avustralya’nın keşfinden önce de burada bambaşka bir hayat yaşanıyormuş. Keşifle birlikte etkileşim başlamış. Etkileşimden sonrası ile ilgili sonra yazacağım ama kıtanın keşfine kadar Avustralya’da durumlar aşağı yukarı böyleymiş.

Bu yazıdaki bilgileri genelde birkaç kaynaktan doğrulamaya çalıştım. Fakat hatalı gördüğünüzü yorum ile bildirirseniz, tekrar araştırıp düzeltirim. Bilgi hırsızlığını da hiç sevmem ama bu yazı için referans vermeye de çok üşendim. Uzunca bir zamanda yazdığım için ve en başta kaynakları tutarak başlamadığım için referans veremiyorum. Kusura bakmayınız.

Facebook sayfam;

https://www.facebook.com/kendimeyolculukhikayem/

İnstagram hesabım;

https://www.instagram.com/kendime.yolculuk/

Avustralya’yı Tanıyalım 1 – Keşiften Önce Avustralya” için 8 yorum

  • 14 Mart 2017 tarihinde, saat 16:49
    Permalink

    Merhaba,

    Sitenizi belirli aralıklarla takip ediyorum. Yeni yazdı gördüğümde seviniyor, o yazının öykü olduğunu görünce biraz üzülüyorum. 🙂 Sanırım daha çok göçmenlik, avustralya hakkında bilgiler, ufak ipuçları bekliyorum:)

    Yanıtla
  • 15 Mart 2017 tarihinde, saat 01:39
    Permalink

    Merhabalar,
    Çok güldüm yorumunuzu okuyunca, teşekkürler açık sözlülüğünüz için 🙂 Sanıyorum çoğu insan sizin gibi düşünüyor. Sitenin Avustralya etiketli yazıları çok daha fazla trafik alıyor. Ama öykü etiketli yazıları yazmaktan vazgeçmeyeceğim haberiniz olsun 🙂 Onları biraz kendim için yazıyorum, benim çok hoşuma gidiyorlar 🙂
    Ama bu demek olmuyor ki Avustralya ile ilgili yazmayacağım. Avustralya ile ilgili kafamda bir sürü taslak yazı var daha. Takipte kalın, beklentilerinizi karşılamaya çalışacağım 🙂

    Yanıtla
    • 15 Mart 2017 tarihinde, saat 19:11
      Permalink

      Endüstri mühendisleri ile sözünüzü de unutmadık 🙂 bekliyoruz

      Yanıtla
  • 16 Mart 2017 tarihinde, saat 14:23
    Permalink

    Ben unutmuştum , iyi hatırlattınız 🙂 Şimdi muhtemel yazılar diye dosya oluşturdum, oraya ekledim. vakit bulunca aklımdakileri yazacağım 🙂

    Yanıtla
  • 18 Mart 2017 tarihinde, saat 13:33
    Permalink

    Taha bey yazılarınızı bende yukarıdaki arkadaşlarım gibi ilgiyle takip ediyorum. Adapte olmaya çalıştığınız ortama dair bilgiler edinmeniz ve bunların aktarmanız takdire şayandır. Aborjinler ve tarihleri hakkında daha faza bilgiye sahip olmak isterseniz Kaptan Cook’un 1770 yılında kaleme aldığı günlüğünü incelemeniz veya Adelaide’nin (Şehir olan değil; ilk ismi Debra olan 🙂 ) Yıldız Tozu “Serpent Dust” adlı romanını veya da Bruce Chatwin’in “Songlines” isimli eserini okumanızı tavsiye ederim. Başarılarınızın devamını dilerim.

    Yanıtla
    • 19 Mart 2017 tarihinde, saat 02:14
      Permalink

      Selamlar,
      Bu yazıyı yazarken kesinlikle Aborjin’leri daha fazla okumam gerek demiştim. Çok mutlu oldum yorumunuza. Çünkü nereden başlamak lazım hiç bilmiyordum , artık biliyorum 🙂 Not aldım üçünü de, okuyacağım.

      Yanıtla
  • 19 Mart 2017 tarihinde, saat 23:57
    Permalink

    Merhaba taha, tanıdığım az sayıda olan ‘gerçek’ insanlardan birisin.Bende yazılarını severek takip ediyorum.Umarım sağlığın ve keyfin yerindedir.Bende mel gıbson hayranıyım bahsettiğin filmi 2008 yılında İstanbul’da yaşadığım dönem maslakta bir köprünün üstünde korsan cd satan bir satıcıdan almış izlemiştim :).film maya medeniyetini konu alan bir filmdi sanırım filmin sonu çok fantastik ve düşündürücü bitmişti.Bende burdan yola çıkarak sana bir film önerisi yapmak istiyorum 90 larda izlediğim Tanrılar Çıldırmış Olmalı filmi. Herşeyin berbat gittigi bir zamanda izlenirse güldüren fakat düşündüren film.
    bir coca-cola şişesinin, kocaman bir kabilenin hayatını nasıl etkileyeceğini, gergedanlarin dogal birer itfaiye oldukları filmden öğrendiklerim.
    Bu filmden sonra zaman zaman bushmen kabilesinin bir mensubu olmak istedim. zira o insanlar öfke, kıskançlık, zaman, mülkiyet ve para gibi kavramların farkında değiller.
    Film den bir raplik…adam 11 hafta yanında ‘çalışması’ karşılığında bushmen’e para veriyor. bushmen tabiki parayı bilmiyordu. bunun üzerine bushmence bilen adam:
    -bu onun işine yaramaz.
    —borcumu ödemeliyim..
    -İlkel adamlar parayı bilmez.
    —ona başka ne verebilirim ki?
    -ona senin verebileceğin bir şey yok.İlkel adamın eşyaya ihtiyacı yok.. Bende yukarıdaki kavramların olmadığı bir yer düşlüyorum 🙂 neyse saat 01:00 olmuş 06:15 de uyanıp işe gidip para kazanmam lazım! Sağlıcakla kal..

    Yanıtla
    • 20 Mart 2017 tarihinde, saat 13:16
      Permalink

      Merhaba Isa Hocam,
      Güzel yorumun için çok teşekkürler 🙂 Daha çok anlatasım geliyor senin gibi insanlar yazdıkça 🙂
      Filmi not alıyorum, izleyeceğim. İşler çok kötü gitmiyor bu aralar, keyfim yerinde.
      Öte yandan hikayeyi hali hazırda ben de biliyor, yaşıyor gibiyim anlattığına göre.
      İzleyince yine yorumlarımı yazarım.. Görüşmek üzere.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir