Özgürlüğün Bedeli

Arkadaşı sağa sinyal verdi. Yanıp sönen ışıkla senkronize çıkan ses sağa yapacakları dönüşün habercisi oldu.

Sağ cebe girip AŞTİ’nin içine doğru ilerlediler. Yerler buz, yol dar olduğu için arkadaşı oldukça temkinliydi. Onu bırakıp yoluna devam edecekti. Yavaş ilerlemeleri önde duran başka bir araçtan ötürü tamamen bitince, dörtlüleri yaktılar. Dört yanda yanıp sönen ışıklar ayrılığın habercisiydi bu sefer. Kapılar açıldı. Alışık olduğu Ankara ayazı suratı başta olmak üzere açıkta olan tüm uzuvlarını kırbaçladı. Valizlerini aldı. Arkadaşının gözlerindeki samimi sevgiyi görünce içini neşe kapladı. Sarıldılar, vedalaştılar. Ankara’ya veda epey yavaş olmuştu. Uzunca süredir yaşadığı bu şehirde epeyce insan biriktirmişti. Son birkaç haftadır, yavaş yavaş hepsiyle vedalaşmıştı.

Planlı bir gidişti bu. Planlı bir hayatın bir bölümü olan, planlı bir gidiş. Kendini hazırlayacak çok vakti olmuştu bu gidişe. Tabi planlı olan her şey sorunsuz olacak diye bir kaide yoktu. Hazırlıklıydı ama yine de hüzünlüydü otobüsü beklerken tek başına. Yanaşan otobüsün muavinine bavulları verip koltuğuna yerleşti. Otobüsle seyahat etmeyi hep sevmişti. Müzik dinler, düşünür bazen de yazardı. İnsanları gözlemlerdi. Toplu taşımanın hemen hepsini severdi gözlem şansı elde ettiği için. Tanımadığı insanların hikâyelerini dinlemekten, onlara kendini anlatmaktan keyif duyardı. Ama bugün bundan keyif almadı. Suskundu.

Bugün planlı ve ağırdan gerçekleşen bu gidişi düşünüyordu. Ankara’dan ayrılmıştı artık otobüs. Yollar karlıydı. Hava soğuk, otobüs sıcaktı. “Tam da böyle olmalıydı gidişim” dedi içinden. Sonraki adımları da elinden geldiğince planlamıştı. Aklına takılan insanın bağlanma arzusuydu bugün. Ankara’da bağlandığı bir çok insan, bir çok mekan ve bir çok eşya olmuştu yıllar içinde. Şimdi hepsi geride kalmıştı. En azından bugünlük geride kalmışlardı. Tüm bu bağlandıklarını bırakıp gitmenin üzerindeki etkisini anlamaya çalışıyordu. İnsanın hayat boyunca bağlandıklarından vaz geçtiğini bilirdi. Herkes yeri gelince arkasında bırakırdı bağlı olduklarını. Eskiyince eşyalarını, artık aşık olmayınca sevgilisini, evlenince arkadaşlarını, daha fazla kazandıran olunca işini, taşınınca mekanları gerisinde bırakırdı tüm insanlar. Gözlemlemiş, kendi de yapmıştı bunları.

Önceki geride bırakışları bu kadar etki yapmamıştı üzerinde. Bu etkiyi aynı anda birçok bağlılığı geride bırakmasına yordu. Bunun zor olacağını tahmin etmişti. İnsanlar etkileri azaltmak için hayatlarında birçok faktörü aynı anda değiştirmez çoğunlukta. Birer birer değiştirirler. Diğer yandan o tüm bağlı olduklarını bir andan geride bırakıyordu şu anda. Bu gerçekle yola devam etmek kolay olacak mıydı? Bu gerçek onu hüzünlü mü yapacaktı?

Can Yücel’den dinlediği “bağlanmayacaksın” şiirini hatırladı. Hiçbir şeyin olmazsa kaybetmekten de korkmazsın diyordu şiirde. Bağlanmazsan özgür olursun, bağlandıklarını kaybedince üzülmezsin diyordu. Doğruydu gerçekten de. Ama eksikti. Hiçbir bağlılığı olmadan yaşamanın zorluğundan bahsetmiyordu şiirde. İnsan bağlanmak ister, bağlanınca güvende hisseder. Gittiği restorandaki garsonun kendini tanımasını ister. Tanıyınca mutlu olur, güvende hisseder.

Bağlanmadan yaşamak zordur. Ama hiç bağlanmamış insan özgürdür de. Özgürlüğün ağır bir bedeli var. İnsan bağlanmalı dedi içinden. Bağlanmayacaksın demesi dile kolay. İnsan bağlandıklarından gerektiğinde kopabilmeliydi ama. Yani insan hiçbir şeye bağımlı olmamalıydı. Şiir “bağımlı olmayacaksın” olsa altına imzasını atardı. Kendini bu konuda sürekli eğitiyordu. Bağımlı olduğu her şeyi hayatından çıkarıyordu. Bu gidiş en büyük sınavı olacaktı bu yolda. Bağlandıklarına ilave olarak bağımlılıklarını da bırakmıştı geride. İnsan nefsine hakim olabilmelidir. Nefsine yenik düştüğünde işlerin iyiye gitmediğini bilir. Nefsini eğitmeye çok çaba sarf ederdi eskiden beri. Bu gidişle bağımlılıklarını da geride bırakma açısından memnundu. En büyük nefis sınavı olacaktı.

Henüz vazgeçmek istemediği ama mecbur olduğu bağlılıkları da geride bıraktığı için bu gidişten yana hüzünlüydü. Karar çoktan verilmişti ama. Gidiyordu. Gittiği yerde yeni bağlılıklar edinecekti. Bağlanmadan yaşanamazdı, bilirdi. Ama vakti geldiğinde geride bırakabileceği bağlılıklar. Hayatında bağımlılık istemiyordu. Tamamıyla özgür olamayacağını biliyordu. Ama bedelini ödemeye hazır olduğunda özgür kalabilmek istiyordu. Gidiyordu. Planlı ve ağırdan gidiyordu. Hazırlıklı gidiyordu. Hem sevinçliydi giderken hem de hüzünlü. Gidiyordu. Bu kez bilinçli gidiyordu. Öğrendikleri ve tecrübeleri ile birlikte gidiyordu. Umutla bakıyordu gittiği yere. Orada kendine iyi bakacaktı, söz vermişti.

Ankara-İstanbul otobüsü/ Aralık 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir