Yaşamak Kolay Değildir

Gözlerini açtı. Beynini beklemeye almadan hemen önce, telefonunu nereye koyduğunu düşündü. Hatırladı, elini uzatıp telefonu aldı. Saate baktı. Artık güne başlasa iyi olurdu. Ama başlamadı. Birkaç saat daha uyudu.

Bu özgürlüğü özlemişti. Neredeyse her gün artık bu özgürlüğe sahipti hayatının bu döneminde. Bu özgürlüğe rağmen, çoğu zaman “güne başlasa iyi olur”  saatinde kalkıyordu. Günleri planlıyor, kendine yol haritaları çiziyor, çabalıyordu. Çabalamak ve başarmak arasındaki ilişkiyi çok iyi bilirdi. Önceden elde ettiği başarılarda çabalamak çok önemli bir yer tutuyordu. Yine başarmak isteği hedefler koymuştu önüne. Çabalaması gerekiyordu başarması için, farkındaydı. Bu yüzden çoğu gün kalkması gereken saatte kalkıyor, yapması gerekenleri yapıyordu.

İnsanın hep bir şeyleri yapmak zorunda olması bu hayatın bir parçası mıydı gerçekten? Hiçbir zorunluluk ya da gereklilik olmadan, sadece o an istedikleri ile bir hayat yaşamak mümkün değil miydi? Ona göre mümkün değildi. En azından bunun mümkün olduğunu ona gösteren biri ile tanışmamıştı henüz. Tüm insanların zorunlulukları ve gereklilikleri vardı hayatta. İnsanın elinde olan sadece hayatında olacak zorunlulukları seçmekti. Herkes istediklerini elde etmek için bazı zorunluluklara katlanıyordu hayatlarında. Kimisi hiç sevmediği halde matematik öğreniyor, kimisi hiç sevmediği halde patronuyla iyi geçinmeye çalışıyor, kimisi sevgilisi beğenmiyor diye sakallarını kesiyor, kimisi de onun gibi istese istemese de kalkması gereken saatte kalkıyordu.

Bunu öğrendiği doğrular arasına yazmıştı çok önceleri. Bunu öğrendikten sonra da kendi seçtiği zorunluluklara katlanmak, onda eskisi kadar psikolojik bir yıpranma yaratmıyordu. Bir dönem insan hiçbir zorunluluk olmadan yaşayabilmeli, bunun bir yolu vardır demişti kendi kendine. Buna inanırken hayatınızdaki zorunluluklara katlanmanın yıkıcı etkisini hayal edin. Artık zorunlulukların var olduğunu kabul ettiğinden, en azından psikolojik yıpranma oldukça azalmıştı. Hayatındaki zorunlulukları seçme gücüne sahip olmak onun için çok önemliydi ama. Bu modern dünyadaki özgürlüğün tanımıydı aslında. Kendi mantık süzgecinden geçirip hayatına soktuğu zorunluklara katlanmak onun için zor değildi. Bu yüzden istediği bir amaca ulaşmak için her gün erken kalkması gerekiyorsa, kalkıyordu. Bununla ilgili bir sorunu yoktu.

Art Williams’ın bir sözünü okumuştu yakınlarda. Altına kendi imzasını da atardı. ”Sana kolay olacak demiyorum, sana buna değecek diyorum.”  demişti zamanında Art Williams. Kolay olmayacak, başka zorluklar veya zorunluluklar da çıkacaktı karşına. Ama işin sonunda buna değeceğine inanmak, onun için tüm resmi değiştiriyordu. İşin sonunun onu götüreceği yerde olmak istemeyeceği bir ortamda zorunluluklara katlanmak, onun için psikolojik bir yıkım oluyordu. Ya da işin sonunun onu götüreceği yer hoşuna gitse de, yolda asla katlanamayacağı zorunluluklar olması yine bir yıkım oluyordu onun için. Yani gitmek istediği yere, katlanma toleransı içinde yer alan zorunluluklara katlanarak ulaşmak istiyordu bu hayatta. Şablonu bulmuştu. Boşlukları doldurarak bu hayatı yaşayacaktı, yaşıyordu artık.

İlk uyanmasının ardından birkaç saat daha geçtiğinde gözlerini tekrar açtı, yatakta doğruldu, sonra da ayağa kalktı. Gün işte şimdi başlamıştı. Birkaç ay kadar önce, hayatında köklü değişiklikler yapıp kendini daha mutlu edeceğine inandığı yeni bir hayata başlamıştı. Sıfırdan başlamamıştı ama kendini epey zora sokmuştu bu başlangıçla. Bu köklü değişiklik bir dizi zorunluluk yaratmıştı hayatında. Şimdi bunlara katlanma, çıkacak engelleri aşma zamanıydı. Çabalıyor, yavaş yavaş çabalarının karşılığını alıyordu.

Ama kolay olmuyordu. Aslında onun için bu süreci kolaylaştıracak arkadaşları, sevdikleri vardı etrafında. Çok büyük zorluklar da çıkmadı karşısına. İşlerin yolunda gitmesi, çok kolay olduğu anlamına gelmiyordu ama. Yola çıkmadan önce de bunun farkındaydı zaten. Kolay oluyor gibi göstermenin, öyle davranmanın anlamı yoktu. Samimiyete çok önem veriyordu yaşamında. Kendine samimi olmazsa kendiyle çelişirdi. Aksiyonlarını inandığı düşüncelerin üzerine değil de çelişkiler üzerine inşa edemezdi. Aksiyonların sürekliliği inandığı düşünceler ile inandığı düşüncelerin sağlamlığı ise kendiyle yaptığı samimi bir sohbetle sağlanırdı. İşler kızıştığında aksiyonlar düşünceleri, düşünceler de samimiyetini sorguluyordu. Herhangi bir çatlak aksiyonları olması gerekenden erken durdurmaya yeterdi. Olması gerekenden erken duran aksiyon, pes etmenin farklı kelimelerle söylenmiş haliydi.

Dün istemesine rağmen bir hedefini başaramadığının haberini almıştı. Bunu duymak kolay olmadı ve sorgu başladı kendi içinde hemen. Aksiyonlar devam etmeli miydi, gerçekten tüm bunlar gerekli miydi, devam etmesi gerektiğini savunan düşünce ne kadar samimiydi?  Aksiyonların önüne çıkan zorluğun büyüklüğü bu sorguyu daha da acımasız yapabiliyordu. Pes etme arzusu çatlaklar aradı dün kafasında. Saatlerce sorgular yapıldı. Dün o çatlak bulunamadı. Onu yola çıkaran düşünceleri pes etme arzusu karşısında yenik düşmedi. Aksiyonlar devam edecekti. Bundan sonrası kolaydı.

Şablonu düşündü bu sabah aynada kendine bakarken. “Gitmek istediği yere, katlanma toleransı içinde yer alan zorunluluklara katlanarak ulaşmak.” Gitmek istediği yer dünkü sorgudan sağ çıkmıştı, şablondaki yeri sabitti. Şimdi hangi zorunluluklara katlanarak gideceğini gözden geçirme ve ardından aksiyonlara devam etme zamanıydı. Aksiyonların sürekliliğinin zarar görmemesi onu rahatlatmıştı.  Yeterince süre kararlılığını koruyabilen bir aksiyonun başarısı kaçınılmazdı. Bunu bilmek umut vericiydi. Bu kolay olan yol değildi elbette. Kafasında çoktan başlayan günü, evin içinde atmaya başladığı adımlarla vücuduna da yayarken; Art Williams’ı tekrar andı. “Kolay olmayacaktı, ama buna değecekti.”

 Sydney / 15.02.2017

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir