Neden Avustralya’ya Göç Ediyorum?/Bölüm 2

Bölüm 2: Mutluluğun Avustralya’da Olduğu Kanısına Nasıl Vardım?

Kim olduğumu, mesleğimi, hayata bakış açımı kısaca hakkımda sayfasında açıklamıştım. Avustralya’ya Göç kararında yaşadıklarımın, tecrübe ettiklerimin etkisi göz ardı edilemeyeceği için öncelikle oraya göz atmanızı tavsiye ediyorum.

Hakkımda kısmında okuduklarınızdan anlayacağınız üzere, mutluluğun hayatımın bu döneminde benim için Avustralya’da olduğuna karar verdim. Peki bu süreç,  “karar verdim” demesi kadar kolay oldu mu? Tabi ki de olmadı. Bu kararı verirken yaşadığım süreci ve motivasyonlarımı sizlere aktaracağım.

Önceki yazımda mutluluğun Avustralya’da olduğunu anladıktan sonra, hangi motivasyonlarla rahatımı bozduğumdan bahsetmiştim. Bu yazımda ise mutluluğun Avustralya’da olduğunu nasıl anladığımdan bahsedeceğim.

Mutluluk Benim için Ne Anlama Gelir?

İlk olarak mutluluk algımdan bahsedeyim sizlere. Mutluluk üzerine birçok tanım, tartışma var. Süreç midir, sonuç mudur tartışılır. Ben kendi adıma mutluluğu çok uzun yıllar oyun sonunda prensesin verdiği öpücük sandım. Hep mutluluğun engelleri aştıktan sonra bir anda karşıma çıkacağına inandım. Zorlukları aşmadaki motivasyonum bu olmuştu. Oldukça da güçlü bir motivasyon oldu, zorlukları aşmakta çok işime yaradı. Üniversiteye hazırlanırken, şu sınavı kazanayım sonrası gül bahçesi dedim. Üniversiteye girdim, şu ödevi vereyim, şu sınav geçsin, şu dönem bitsin dedim. En son artık, bir mezun olayım tamam dedim. Mezun oldum, hele bir işe gireyim dedim. İşe de girdim. Sonrası karanlık, sonrası duman, sonrası yok. Sonra “Neredeyim ben?” dedim. Afallamıştım. Kısa süreli hedef yoktu önümde.

Düşünmeye başladım hedefsizlikten. Yakın gelecekte önümde olan hedefleri fark ettim. Araba, askerlik, hayırlı bir kısmet, düğün, ev, çocuk… Bunları yapanları hiçbir zaman yanlış yolda olmakla itham etmedim. Burayı lütfen yanlış anlamayın. En yakınımdakiler bu yola girdi, hayatlarından gayet memnunlar. Buradaki yanlış, herkesin mutlu olmak için bu yoldan geçmesi gerektiği algısı. Her bir hedefi geçtiğinde mutlu olmalı insan algısı. Herhangi bir hedefi geçemiyorsa mutsuz olmalı algısı.

Bu algının yanlış olduğunu fark edip, geçmişime baktım. Kendimi iyi hissettiğim için unutamadığım anları kontrol ettim. Hepsi bir hedefi aştıktan sonra gelmemişti. Bir amaç uğruna uğraşırken de kendimi iyi hissettiğim zamanlar olmuştu. Kötü sonuçlansa da, istediğim hedefe ulaşamasam da bazı süreçler kendimi iyi hissettirmişti. Eriştiğim bazı olumlu sonuçların da içimde boşluktan başka anlam ifade etmediğini hatırladım sonra. Epeyce düşündüm mutluluk üzerine.

Nihai kararım, mutluluğun bir sonuç değil bir süreç olduğuydu. Mutluluk ulaşmamız gereken bir olgu değil, mutluluk sahip olmamız, yanımızda taşımamız gereken bir olgu. Bence mutluluk, insanın kendini iyi hissetmesinden fazlası değil. Kendimi iyi hissettiğim her an mutluyum diyebilirim ben. İyi hissetmediğimde de mutsuzum derim, çekinmem.  Mutluluğun benim için hayatımın bu döneminde “Araba, askerlik, hayırlı bir kısmet, düğün, ev, çocuk” hedeflerine ulaşmaktan geçmediğini anladım. O yüzden, geçmişte yaptığım gibi bu yeni hedeflere erişmek için kendimi parçalamadım. Mutluluğun benim istediğim bir amaç uğruna geçen günlerde gizli olduğuna ikna oldum. Bu amacı ben seçmeliydim. Ben seçtikten sonra ne olduğunun önemi yoktu, süreç beni her türlü mutlu edecekti. Bunu anladıktan sonra da hayatım değişti. Tüm seçimlerimde artık bana dayatılanı değil, kendi istediğimi seçmeye başladım. Kendi seçimlerim kötü sonuçlar ile sonlansa bile süreç boyunca hep iyi hissettim.  Mutluluk iksirinin formülünü keşfetmiştim kendimce.

Mutluluğun Tanımını Yaptıktan Sonra Raftan İnen Hayal

Mutluluğun istediğim bir amaca erişmek için geçirdiğim süreçte gizli olduğunu fark edince, hayat güzelleşti. Annemin beni bakkala götürüp, “istediğini alabilirsin” dediği gün gibi hissettim.

-“Yani, ne istersem mi?” dedim kendi kendime.

-“Ne istersen” dedim yine kendime.

Hayat, benim hayatım. İmkansız bir amaca erişmek için tüketsem de, geçen günlerde kendimi iyi hissediyorsam sorun yoktu. Sonra tozlanmış raflardan “imkansız” diye kaldırdığım hayallerimi indirdim. Ben dünyayı gezmek istiyordum küçükken. Büyüyüp dünyayı tanıyınca, imkansız demiştim kendi kendime. Görüp görüp üzülmeyeyim diye de, ayakaltından rafa kaldırmıştım.

Raftan indirince, geliştirdim bu hayalimi. Ben bir yolculuk hayal etmeye başladım. Ne zaman biteceğini bilmediğim, ben isteyince bitecek bir yolculuk. Dünyayı keşfetmeye çabalarken, kendimi de keşfetmeyi umduğum bir yolculuk. Limitlerimi zorladığım, sınırlarımı aştığım, tabularımı kırdığım bir yolculuk istedim. Kitaplarda okuduklarımı gidip yerlisinden dinlemek, fotoğraflarda gördüklerimi kendi gözlerimle görmek istiyordum. Belgeselde izlemek istemiyordum ben dünyayı. Gidip kendim görmek istiyordum. Latin Amerika’yı, Yeni Zelanda’yı, Asya’yı görmek istiyordum. Burası çok güzel burada daha fazla kalmalıyım deyince kalabileceğim bir yolculuk hayal ediyordum. Özleyince, sıkılınca, artık iyi hissetmemeye başladığımda bitireceğim bir yolculuk. Her şey raftan inen bu hayalle başladı.

Bir Mühendis Hayalini Nasıl Gerçekleştirir?

Ben rasyonel biriyimdir. Mühendis olmam kaynaklı sanırım. Adımlarımı bildiklerimle, gerçeklerle atarım. Ben dünya turu yapacaktım, buna karar vermiştim. Dünya turumun başlayacağı güne kadar da hayatımı bu amaca hizmet edecek şekilde şekillendirecektim. Bu amacı saplantı yapıp kendimi mutsuz da etmeyecektim,  yok sayıp kendime bu kötülüğü de yapmayacaktım. Bu kararı alırken ve aldıktan sonra hayatım paralelde ilerlemekteydi. Sonraki adımlarımda etkili olan bazı gerçekleri aşağıda size açıklayıp, elimdeki seçenekler ve aldığım karar ile bitireceğim.

  1. Para Biriktirmek

Dünya turu yapmak için para gerekiyordu. Ankara’da ortalama üstü bir gelirle çalışıyordum. Biriktirmem gereken parayı hesaplamıştım. Benzer seyahatlere çıkan insanlardan gördüğüm kadarıyla ne kadar para biriktirmem gerektiğini hesaplamıştım. 3-4 yıl az harcayıp, çalışsam yeterli bütçem oluyordu. Bu şekilde yapmaya başladım. İlk işe başladığımdan bu yana, zaten kazandığım parayı har vurup harman savurmuyordum. İşleri biraz daha sıkı tutmaya gayret ettim sonra. Fakat dolar artıyor, ben ise hiç hesaba katmadığım maliyetler ile karşılaşıyordum. Bir süre sonra mevcut işim ile para biriktirme sürecinin uzayacağını anlamıştım.

  1. İşe Gidip Gelmek

Tüm bu süreçte işe gelip gidiyordum. Ben üniversiteden mezun oldum olalı, işi hayatımın merkezine koymamıştım. Yani tüm hayatımı işte yükselmeye, kariyer yapmaya adadığım bir dönem olmadı. İşi para kazanmak için bir araç olarak görüyorum. Bu yaptığım işin hakkını vermemek anlamına gelmiyor ama. Ben o anda ne ile uğraşırsam ona kendimi veririm. Vatana hizmetin de, onurlu bir yaşamın da afilli laflardan, ikiyüzlü tavırlardan ziyade yaptığın işin hakkını vermekten geçtiğine inanırım. Günün 10 saatini verdiğim işime de orada olduğum sürece kendimi verdim, iyi bir çalışan oldum. Yaptığım işi sahiplendim, daha sistematik olması için çok emek verdim. Mesai doldurup eve gitme amacında bir çalışan olmadım, güzel işler yapma gayretinde oldum.

Ama şunu çok kısa zamanda gördüm ki, iş hayatının en kolay kısmı yaptığın işi hakkıyla yapmak. İlişkiler, doğru olandan ziyade yapılması gerekeni yapmak, söylenmesi gerekeni söylemek beni yıpratıyordu. Emeklerimin karşılığını alamamak beni üzüyordu. Üstelik yıllar geçtikçe çalıştığım sektörde uzmanlaşmış olacağımı ve alan değiştirmeyeceğimi fark ettim. İşi yapıyordum ama bu sevdiğim anlamına gelmiyordu. Severek yapacağımı düşündüğüm başka işler vardı. Mevcut işime saplanmak istemiyordum. Öte yandan askerlik yapmamıştım, Türkiye içi iş değiştirmede elim sağlam değildi.

  1. Mahalle Baskısı

İnsanlar istemli veya istemsiz üzerimde baskı yaratıyorlardı. Ailem, arkadaşlarım, iş arkadaşlarım, haberler, otobüste ayaküstü muhabbet ettiğim amca, flört ettiğim kız. Herkes olunması gerekeni olmam gerektiğini söylüyordu özetle. Yapmam gereken kişilere göre ufak farklar gösterse de temelde “Araba, askerlik, hayırlı bir kısmet, düğün, ev, çocuk” formülasyonundan çok uzağa gitmiyordu. Başta çok takmasam da, yapmam gereken 40 kere farklı farklı insanlar tarafından dillendirilince; gerçekten yapmam gerektiğine ikna olmaya başladım. Kendime yazdıklarım olmasa belki de yapmam gerekenleri çoktan yapmış olacaktım. Kendi doğrularımın peşinden gitme arzumu da canlı tutmam, bu atmosferde huzursuz olmama yol açtı. Üzerimde bir mahalle baskısı hissettim ve buna direnememekten korktum.

Seçeneklerim;

Yukardaki yazdıklarımın farkına varmıştım. Onları biliyordum. Önümdeki muhtemel seçenekleri inceledim; Türkiye’de başka bir iş, Avrupa’da iş, Avustralya’ya göç. Türkiye şartlarına göre zaten iyi bir işim olduğu için ve askerlik durumundan ötürü buna çok sıcak bakmadım. Avrupa’nın yakın olması ve orada yaşayan arkadaşlarımın olması beni bu seçeneğe odaklanmaya itti. 2-3 ay ciddi şekilde iş aradım. Olumsuz cevaplar bile alamadım. Avrupa birliği vatandaşı olmadan o işin zor olacağını anladım. Avustralya’yı oraya göçen bir arkadaşımdan biliyordum. Yani duymuştum ama detaylı bilmiyordum. Arkadaşıma sordum tekrar, yol gösterdi 476 vizesini aldım. 18 aylık çalışma iznim oldu, kendime bir seçenek yaratmış oldum.

Karar;

Tüm bu bildiklerimle durdum, düşündüm, kendime bir yol haritası çizdim. Türkiye ve Avrupa seçeneklerini 2. Plana atmıştım artık. Artık Avustralya’ya gitmek mi kalmak mı arasında seçim yapacaktım. Arkadaşıma sordum nasıl bir yol çizmeliyim diye.” Avustralya’ya gelince kalıcı oturum almak kritik, geçici vize ile uzun soluklu burada kalamayabilirsin. Kesin gelmeye karar vermeden önce de fırsat yaratabilirsen gel bir bak” dedi. Kalıcı oturum için iş deneyimimin artması gerektiğini öğrendim. Sonrasında kararımda etkili olan aşağıdaki dinamiklerle ilgili değerlendirmeleri yaptım;

  • Para biriktirme; Bu konuda Avustralya’nın çok daha avantajlı olduğuna karar verdim. Dolar kazanıp, dolar biriktirecektim.
  • İşe Gidip Gelmek; Her iki seçeneğin de çok farklı olmayacağına karar verdim. Kalırsam buradaki işim Türkiye standardına göre iyi bir statü kazandıracaktı. Fakat çok da haz etmediğim görev tanımı üzerime biraz daha yapışmış olacaktı. Gidersem daha düşük statülü bir işte çalışacaktım. Fakat farklı bir atmosfer, belki de daha çok seveceğim bir iş beni bekliyordu.
  • Mahalle baskısı: Gidersem kaybolacaktı. Kalırsam artacaktı.

Kararımı etkileyecek büyük bir değişiklik olmazsa, kalıcı oturum alabilecek konuma gelip gitmeyi seçtim. Arkadaşımın tavsiyesine uydum, bekledim. Vizeyi aldıktan 1 yıl sonra gittim, baktım. Beğendim, dönüş uçağında ben bu işi yapacağım dedim. Tatil dönüşü, iş yerine ayrılacağımı bildirdim. 6 daha çalışmaya devam ettim. Bu sürede para biriktirmeye devam ettim. Hazırlandım. Vizeyi aldıktan 1,5 yıl sonra, gidiyorum. Hayatımda hiç bu kadar uzun vadeli plan yapmamıştım. Plan yapmak yordu artık. Başlasın istiyorum.

Sonuç olarak, ben Avustralya’nın amacıma oldukça iyi hizmet edeceğine inanıyorum. Amacıma ulaşana kadar geçecek süreyi de orada geçirmenin kendimi daha iyi hissettireceğini öngörüyorum. Mutluluğun orada olduğuna bu çıkarımlarım ile ulaştım.

Bu yazı çok fazla benle ilgili oldu. İşin bir de Avustralya boyutu var elbette. Avustralya’ya göç etmenin ne gibi avantajları vardır, bundan da bahsetmek lazım. Bir sonraki yazılarımda da buna değineyim.

Facebook sayfam;

https://www.facebook.com/kendimeyolculukhikayem/

Instagram hesabım;

https://www.instagram.com/kendime.yolculuk/

 

Neden Avustralya’ya Göç Ediyorum?/Bölüm 2” için 6 yorum

  • 6 Aralık 2016 tarihinde, saat 19:42
    Permalink

    Hocam yazınız çok güzel olmuş, elinize sağlık öncelikle. Özellikle mutluluğun bir sonuç değil bir süreç olduğu konusuda hemfikiriz. Her insanın üniversiteden mezun olup işe girdikten sonra sizin gibi hayatı sorgulama eyilimi göstermesi olağandır. Tabi büyük bir kısım harekete geçemez ve sizin de söylediğiniz gibi, ‘araba, askerlik, hayırlı bir kısmet, düğün, ev, çocuk döngüsüne girer Ancak mutlu olabilmek için yapılacak şeyler, insanın yapabileceği şeyler ile, seçenekleriyle sınırlıdır. Seçeneklerimizi her zaman arttırabiliriz tabi ama seçeneğin sayısından çok yapılabilirliği önemlidir. Mesela ben desem ki ‘Mutlu olmak için uzayda yaşayacağım’ bu seçenek bana mutlu bir yaşam vaadetse de yapılabilirliği yoktur. Öte yandan verdiğim örnek bu kadar uç olmasa da olur. Teknik olarak yapılabilir bir seçenek olsa da hayatımıza adapte edemedikten sonra yine bir anlamı olmayacaktır.
    Size şöyle bir sorum var; eğer hayatınızda geleceğinizi paylaşabileceğiniz bir sevgiliniz, yol arkadaşınız olsaydı, sevgilinizin Ankara’da iyi bir işi olsaydı ve Ankara’dan ayrılmayı düşünmeseydi o zaman bu Avusturalya hayali gerçeğe dönüşür müydü? Kişisel kanaatim, dönüşemezdi. Avusturalya, sizin için yıllık izin aldığınız bir dönemde 1 haftalık tatil planından öteye geçemezdi. Yani iyi bir üniversiteden mezun olmuş, iyi bir işte çalışmaya başlamış ve kendisini bulunduğu ortama bağlayan sebeplerden (sevgili ya da ailevi sebepler) dolayı sizin yaptığınız yapmak isteyip de yapamayan bir sürü genç arkadaş; araba, askerlik, hayırlı bir kısmet, düğün, ev, çocuk olgularına giriyor. Daha doğrusu onların hayatının akışı o yönde ilerliyor. Sizin hayat akışınızda hayalinizi sekteye uğratacak birisi ya da bir sebep bulunmadığı için mutluluğu bu yönde arıyor olmanız gayet doğal. Sekteye uğratmaktan kastım kötü anlamda değil. Hayat akışınızı Ankara’da kaldığınızda mutlu kılacak birisi ya da bir sebebiniz olsa belki aradığınız mutluluğu Ankara’da bulacaktınız zaten. Bir aile kurup da mutluluğu Ankara’da, çalıştığınız işte kısaca bulunduğunuz ortamda bulamazsanız, Avusturalya gibi zor bir karar almak için geç kalmış olacaktınız. Zor bir karar olmakla birlikte takdir ediyorum. Çünkü mutluluğu bulabilmenin önemini böylesine bir zor karar vererek idrak ettiğinizi gösteriyorsunuz. Hayatınızın amacın mutlu olmak olarak görüyorsunuz. En nihayetinde, mutsuz olduğunuz bir işyerinden yazdığınız sebeplerden ötürü ayrılmak gerektiğini görmüşsünüz ve askerlik sebebinden ötürü Türkiye’de kalmak sizin için zorlaşmış. Yurtdışı seçeneklerinizi değerlendirip en mantıklı olanı seçmişsiniz. Yazımın başında da belirttiğim gibi. Elinizdeki yapılabilir seçenekler arasından bir seçim. Açıkçası ‘araba, askerlik, hayırlı bir kısmet, düğün, ev, çocuk sıralamasına uyan yüzbinlerce insanın bence önemli bir kısmı bunları yaptığı için veya yapacağı için mutlu. Çünkü insanoğlunun yaşam çizgisi genelde bu yönde akıyor. Sizin yaşam çizginiz bu yönde akmayınca radikal bir karar alabilecek bir irade göstermiş ve mutlu olmak için zor ama buna değecek bir yol seçmişsiniz. Umarım mutluluğu orada bulursunuz. Başarılar dilerim.

    Yanıtla
    • 7 Aralık 2016 tarihinde, saat 23:54
      Permalink

      Sevgili Hocam merhaba,
      Yorumunuz için çok teşekkürler. Tanımadığım birinden aldığın ilk yorum oldu, benim için çok kıymetli 🙂

      Yorumunuzdaki bakış açınızda gayet mantıklı. Güzel güzel açıklamışsınız ama en genel ifadeyle “Senin seçme şansın varmış, şartların uygunmuş o yüzden seçmişsin; seçim yaparken herkesin senin kadar seçeneği olmayabilir hayatta.” demişsiniz. Örnek olarak da “sevgilin seni Ankara’ya bağlasaydı, hareket edemezdin” demişsiniz. Ben de sizle aynı fikirdeyim, eğer beni Ankara’ya bağlayan ve buraya kök salmış bir sevgilim olsa gidemezdim, gitsem de 2 kat uğraşla giderdim. Aynı şekilde araba taksidimi ödüyor olduğum için çalışmak zorunda olsam, cebimde para olmasa vs de gidemezdim. Bu noktalarda haklısınız. Fakat göz ardı ettiğiniz nokta şu ki, ben bir sevgilim olmadığı için bu seçeneği yaratmış değilim aksine Avustralya’ya gitme seçeneğimi kaybetmemek için sevgili yapmama konusuna oldukça çaba harcamış biriyim. Benzer şekilde araba almamış, borçlanmamış, iyi kazanmama rağmen az harcayıp para biriktirmiş biriyim. İnsan kendini nehrin akışına bırakırsa tüm bunlar kendiliğinden oluyor. Zor olan bunlara karşı durabilmekti. Ben giderken bana nelerin engel olabileceğini hesapladım ve bunların olmaması için 3 yıldır nehrin akışının aksine kürek çektim. Son geldiğim noktada sevgilim yok rahatlıkla gidebiliyorum. Ama bu bana tanınmış bir lütuf değil, ben olmaması için çaba sarf ettim.
      “İnsanın doğasına karşı hareket etmişsin, insan yalnız başına mutlu olamaz” diyebilirsiniz. Fakat bu bir genelleme bence. Ben bazen bunun eksikliğini hissetsem de, peşinde koştuğum hayal tüm eksikleri kapattı. Kötü hissetmedim kendimi.
      ‘araba, askerlik, hayırlı bir kısmet, düğün, ev, çocuk’ yolunda gidip çok mutlu olan yakınlarım olduğunu yazıda vurgulamıştım. Buna hiç bir itirazım yok. İnsanoğlunun yaşam çizgisinin “genelde” bu yönde aktığına da katılıyorum. Benim itirazım herkesin bu yaşam çizgisini takip etmesi gerektiği. Mutluluk azımsanmayacak sayıdaki kişi için bu yaşam çizgisinden geçmiyor. Ama mahalle baskısı bu kişileri de bu yaşam çizgisine sokuyor. Bunun sonucu da istemediği bir hayata sıkışıp kalmış bireyler, hayallerini çocuklarına gerçekleştirmeyi amaç edinmiş ebeveynler oluyor.
      Ve son olarak, elbette her isteğimizi elde edemeyiz. Kendi etki alanımız içindekilerle yetinmek zorundayız. Ben de uzaya gidemezdim. Fakat lise psikolojiden aklımda kalan bir kavram var: “kendine ket vurma”. Öğrenilmiş çaresizlik de benzer konsept. Kişi yapabileceklerini ilk kendi sınırlıyor. Etrafından aldığı mantık, doğru ile yapabileceği şeyleri bile imkansız görebiliyor. Evet ben şu anda uzayda yaşayamam diyorum. Ama ben 5 yıl öncesine kadar dünya turu da yapamam diyordum. Ciddi ciddi imkansız olarak görüp rafa kaldırmıştım ben bu çok istediğim hayalimi. Kendime ket vurmaktan başka bir şey değilmiş yaptığım. Şu anda çok bir değişiklik yok koşullarımda ama artık inanıyorum, yapabilirim. Hemen bugün gidemeyeceğimi biliyorum, belki 3-4 yılımı bu amaca hizmet eder şekilde yaşayacağım. Ama yapabilirim, yapmayı deniyorum, deneyeceğim. Elbette hiç bir seçenek kendiliğinden gelmiyor, bedelini ödemeniz gerekiyor. Bu yolda sevdiğim ülkemden, kültürden uzun soluklu olarak uzak kalmak da bir bedel. Bunu ödemekten çekinmiyorum. Kim bilir belki siz de yeterince isteseydiniz, uzaya seyahat edebilir belki de orada yaşayabilirdiniz. (Samsungla bir ilişkim yok 🙂 ) Samsung’un bu ara televizyonda dönen bir reklamı var. Orada Halil Kayıkçı’nın hikayesi de anlatılıyor. Onun da dediği gibi “hayallerinden vazgeçmezsen yaparsın”.

      Yanıtla
  • 8 Aralık 2016 tarihinde, saat 22:26
    Permalink

    Tanımadığınız birinden gelen ilk yorumun benden gelmesi beni biraz şaşırtsa da tek olmayacağımdan eminim, hikayenizi okumak isteyenlerin sayısı eminim artacaktır. Yorumunuzdan anladığım kadarıyla mutlu olmayı sadece hedef olarak belirlemekle kalmamış, bir de bedel ödemeyi göze almışsınız. İçtenlikle tebrik ederim sizi. Gelelim uzay meselesine 🙂 Böyle bir amacım olmadı ama sadece hayallerim oldu. Hayalim üstelik sizin yolculuğunuz kadar zor bir seçim değil. Ama nasıl siz bu hayal için birkaç yıl beklediyseniz benim de beklemem gerekiyor birkaç yıl kadar. Son cümlenizdeki gibi; hayalimden hiç vazgeçmedim. Sadece doğru zamanı bekliyorum. Yani sizinle bakış açımız benzer olduğu için yazınız ilgimi çekti zaten. Tabii ki fikir ayrılıklarımız var ama bu da tartışmayı zevkli kılan en önemli unsur. Size göre hayalin varsa ve vazgeçmezsen başarırsın mottosu geçerli. Ama ben diyorum ki, insanoğlu hayal kurarken bile asla başaramayacağını düşündüğü hayaller kurmuyor. Başarması zor hayalleri çocukken kurardık; kuşlar gibi uçmak, astronot olmak, annemizi saraylarda yaşatmak vs. Ama artık eğitim sistemi midir yaşam koşullarımız mıdır bilemem ama bizler büyüdükçe hayallerimiz küçüldü. Dolayısıyla önümüze bir hedef koyarken bu hedefi büyük tutamıyoruz ve kendimizi sınırlıyoruz maalsef. Bu yüzden ev, araba almak insanların hayali. Çünkü çalışan birisi için bunlar zor değil ki. Ve zor olmayan bir şeyi elde etmek de insanı mutlu etmiyor. Bu yüzden birisi bir araba, ev ya da pahalı bir şey aldığında ilk zamanlar kıymetli gelirken zamanla değerini yitiriyor. Mutluluğa ulaşmak için illa da zor bir yoldan geçmek gerekmiyor elbette. Kimisinin vazgeçilmez hayatı bir başkasının hayali olabilir. Kimisi köye yerleşip toprakla uğraşıp mutlu olabilecekken bunu yap(a)madığı için şehir hayattından bunaldığını kendine ve etrafına yineleyebiliyor. Oysa köye yerleşmek ne kadar zor bir hedef olabilir ki? Kimisi ara sıra dostlarıyla toplanıp muhabbet etmekten aldığı keyfi, hayatının en büyük mutluluğu olarak görebilir. Muhabbet etmek ne kadar zor bir hedef olabilir:) Örneklerden anlaşılacağı gibi bazen bir insanın mutlu olması çok kolay olabiliyorken bazen de bu gibi basit şeyler insanı mutlu etmeye yetmeyebiliyor. İşte bu noktada ilk bahsettiğim şey geliyor, hayatına entegre edebileceğin bir yol, yapılabilir bir seçenek. Sizin seçtiğiniz yol size göre zor ama mümkün görünüyordu. Ve bu yolda önünüze bir engel (sevgili, maddiyat ya da ülke değiştirmeyi engelleyecek özel bir durum) çıkmadı. Siz buna ben çıkmaması için gayret ettim diyorsunuz ama ben öyle demiyorum. Hayatınızın akış yönü bu şekilde gelişmiş diyorum. Her zaman flörtünüz olabilir. Ama salt mutluluğu size vaadeden hayatınızın kadını bu 3 yıl içinde karşınıza çıksaydı bugün belki bu blog bile olmazdı (iyi ki olmuş o ayrı:) ) Ya da ailevi bir durum, maddi bir sıkıntı olsaydı bu hayalinizi belki birkaç yıl daha öteleyebilirdiniz. Ve birkaç yıl sonra ne olacağını asla bilemezdiniz. Yani hayatınızın her bir noktasını kontrol edemezsiniz. Bazı şeyler sizden bağımsız gelişir. Karşınıza hayatınızın kadını çıktı da siz mi reddettiniz? Eminim henüz çıkmadığı için böyle bir durum yaşamadınız.
    Sonuç olarak böyle bir yola baş koydunuz ve bunda başarılı olacağa benziyorsunuz. Sizin adınıza çok sevindim. Mutlu olmak kimilerine göre basit bir yol iken kimileri onun için uğraş vermek zorunda. İlk yorumumda da söyledğim gibi siz bunun için uğraşanlardansınız. Ve sizin mutluluğunuz diğer kesime göre çok daha anlamlı olacak eminim…

    Yanıtla
    • 9 Aralık 2016 tarihinde, saat 15:33
      Permalink

      Olayı derinlemesine gördüğünüz için daha da mutlu oldum. Tüm çabamıza rağmen hayatta istediğimize erişemeyebiliriz o noktada çok haklısınız. Dediğiniz gibi ben kontrol edebildiğim alan içinde çabalarken, kontrol edemediğim alan içinde de beni hareketsiz kılacak olaylar yaşanmadı. Burası çok doğru.
      Hayatımın ilerleyen döneminde de inandığımın peşinden kendi etki alanım dahilinde gideceğim. Yeterli olmazsa canım sağolsun 🙂 Çok uzun süre duymuştum, motto yaptım kendi kendime. Ne kadar uyguluyorum tartışılır ama hiç aklımda çıkmaz: “Do your best, f. the rest”
      Büyüdükçe hayallerimiz de küçülüyor bu da doğru. Ben nedenini de, toplumun doğrularını büyüdükçe öğrenmemize yoruyorum.
      Haberdar ol kısmından takipte kalabilirsiniz. Arada yorumlarınızı görmek beni memnun eder. Bakalım zaman içinde nasıl evrilecek düşüncelerimiz.

      Yanıtla
  • 22 Mart 2017 tarihinde, saat 07:44
    Permalink

    Merhabalar;
    Yazınızdaki Halil Kayıkcı örneklendirmesini kaldırmanızı sadece tavsiye ederim. Düzenbaz biri çıktığı için 🙂

    Yanıtla
    • 23 Mart 2017 tarihinde, saat 03:07
      Permalink

      Selamlar,
      Düzenbaz mıymış ? :)2017 yılınca çıkacak diye okudum yine ama yalan mı hep bu haberler?

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir